http://www.kapadokyayazilim.com

İstanbula vali olmak bir onur...

Vali Muammer Güler’ le röportaj yapmak, fotoğrafını çekmek o kadar kolay değil. Bir kere onu masa başında yakalamak imkansız gibi bir şey. Zamanı yöneticisi olduğu şehirle birlikte son derece hızlı yaşıyor. Her olayın, her aktivitenin içinde o var. Sorunlara yerinde hakim olmak peşinde. En büyük hayallerinden biri olan İstanbul Valiliği onu hiç bir zaman değiştirmemiş sevenlerinin gözünde. Her zaman sevecen ve mütevazi... Osmanlının ilk kamu binası olan Cağaloğlundaki makamına koşarak geldi ve domuz gribi ile ilgili açıklamalar için koşarak gitti. O arada röportaj yaptık ve fotoğraflarını çektik. İstanbul kendisine en uygun Valiyi bulmuş. İkisinin de hızına yetişmek oldukça zor.

-İstanbul gibi nüfus yoğunluğu fazla olan bir metropolün valisi olmak muhakkak zor olsa gerek. Yetkileriniz bu konuda sizce yeterli mi? 

“Bütün terör örgütlerinin gözü İstanbul’dadır. Bütün terör olayları aydınlatılmış, terör örgütlerine fırsat verilmemiştir. İstanbul’daki huzur Türkiye’nin huzuru bakımından da son derece önemlidir. İstanbul aksırırsa Türkiye hasta olur. Gözümüz kulağımız İstanbul’da.” 

İstanbul’da olaylara ne kadar çok yukardan bakarsanız ne kadar ayrıntıya inmezseniz o kadar çok olayları bütünüyle ve gerçek yönleriyle görme imkânınız vardır. Çünkü küçük bir meseleye takılıp kalırsanız o sizi diğer birçok işi yapmaktan alıkoyar. Bir de görmenizi engeller. İstanbul dünü değil bugünü ve yarını yaşayan bir kent. O anlamda da dünü düşünmeye zaten vakit yok. İnsanlar dünü düşünmeye başlarlarsa İstanbul’da yarını göremiyorlar. Bütün konulara bizim idareci olarak bir bakış açımız var. Biz olayların neresinden bakılması gerekiyorsa oradan bakmayı biliyoruz. Bir de benim tarzımdan gelen bir şey, ben hep pratik, çözümden yana, çabuk karar veren, bazı önsezilerimle birçok olay hakkında karar verebilen bir yapıya sahibim ve bu özelliklerimi tabii İstanbul’da da hayata geçirme imkânı buldum. Ama mutlaka Türkiye’nin en büyük ili olarak en iyi şekilde yönetilmek durumunda. Bu kentte devletin idareciye yüklediği bütün yükümlülükler çerçevesinde hizmet etmek durumundasınız mülki idare amiri olarak. İstanbul’da göreve başladığımda ilk kez tek parti hükümetiyle çalışma fırsatı buldum. Yani daha önce görev yaptığım Niğde, Kayseri, Gaziantep ve Samsun illerinde hep koalisyon hükümetleri ile çalıştım.

-Tek parti hükümetleri idareciler açısından bir avantaj mı?

Elbette 58. Cumhuriyet hükümeti, 59. Cumhuriyet hükümeti ve 60. Cumhuriyet hükümeti tek partiden oluşan hükümetti ve doğrusu şunu söyleyeyim onun meslek açısından birçok avantajını da İstanbul da yaşadım. Çünkü koalisyon hükümetlerinde hangi alanda olursa olsun mutlaka bir mutabakat gerekiyor. İstanbul’da elbette ki tek parti döneminin verdiği icraat kolaylığı işin çözümünde önemli kolaylıklar sağlıyor.

-Kamu yönetimi temel kanunu yetkilerinizde bir değişiklik getirdi mi?

Ben meslek hayatımda şunu bilirim. Cumhuriyetin kuruluş yılından itibaren Türkiye’deki her gelişme büyümeden demokrasiden insan hak ve özgürlüklerinden kalkınmadan yana olmuştur. Hiç geriye gidildiği bir dönem yoktur.

Onun için bundan sonraki gelişmelerde hep daha iyiye daha güzele doğru gidecektir. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Ve dünyadaki değişimi iyi okumak lazımdır. Bu dönem yerel yönetim reformunun yapıldığı bir dönemdir. Yani Büyükşehir Belediyesi kanunu, belediyeler kanunu değişti. İl Özel İdaresi’nde tamamen yeni bir düzenleme geldi. İl Özel İdaresi’nin genel meclisinde artık yapı değişti. “Vali, İl Genel Meclisi başkanı değil” kamu hizmetlerinde merkezi idarenin payı giderek azaltıldı. Yerel idareninkiler çoğaltıldı. Bu tabii ki hem çağın gereğidir hem katılımcı demokrasinin gereğidir. Ben bunu hep saygıyla karşılıyorum. Hiçbir zaman bu gelişmelere karşı olmadım. Ve kamu hizmetlerinin yoğunluklu bir kısmının merkezi idare tarafından yürütülmesine hep karşıydım. Ve yerinde görülecek kamu hizmetlerinin daha verimli daha demokratik, kaynak kullanımı yönünden uygun olduğuna halen inancımı sürdürüyorum. Tabi ki önümüzde kamu yönetimi temel kanunu gibi yeni bir beklenti de var. Yani ben işlerin büyük çoğunluğunun merkezi idarece Ankara’dan yürütülmesine karşıyım. Bu geçmişten beri en büyük zafiyetimizdi. Zaman içersinde bunun daha da iyileşeceğine inanıyorum. Avrupa birliği konseptinde artık yerel yönetimlerin daha inisiyatifli olması gerekir. Ama merkezi idarenin payı üniter devlet içerisinde her zaman saklı kalacaktır. Hiçbir zaman göz ardı edemeyiz. Şimdi böyle bir dönem.

-Protokol Valisi olmama ile ilgili demeçleriniz basına yansımıştı. Geçen süre içerisinde bunun ne kadarını hayata geçirebildiniz?

Protokol elbette ki var şimdi hemen bir parantez açalım. Türkiye’ye gelen bütün yabancı heyetler yabancı devlet başkanları hükümet başkanları resmi görüşmelerini Ankara’da yaptıktan sonra behemahal İstanbul’a geliyorlar. İstanbul’a gelmeyen devlet büyüğü yok. Hatta, şöyle de bir şey var artık günümüzde klasik protokol ziyaretleri olmuyor. İş çevreleri de ağırlıklı olarak hep İstanbul’a geliyor. Önceki valilerimizden farklı olarak şimdi bütün bakanlara valilerimizin gidip gelme zorunluluğu yok. “İstanbul Valisi, sadece sayın Cumhurbaşkanımızı ve sayın Başbakanımızı karşılamaya gidiyor.” Ben burada devlet temsilcisi sıfatını taşıyan tek kişi olduğum için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen elbette ki yabancı devlet veya hükümet başkanları veya diplomatik misyon temsilcilerini o sıfatla karşılamak ve protokolün gerektirdiği ağırlamalarda bulunurum. Bu görevimin tabii bir sonucudur. Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve ayrı, ayrı her bakanı ilde temsil eden bir konumdayım ve bu konumum gereği zorunlu protokol görevlerimi de elbette yapmak durumundayım. “İstanbul’da 105’e yakın devletin burada fahri veya resmi başkonsolos veya konsolosları var” O da ayrı bir protokol ifade ediyor. Ayrıca azınlıkların cemaatlerinde buradaki ilişkilerini vilayet üzerinden yürütmek durumundasınız.

-İstanbul emniyet konusunda oldukça yol aldı. Emniyet güçlerinin fedakar çalışmaları, mobese kameralarının oldukça yaygınlaşması gibi… konuyla ilgili başka projeler var mı?

“İstanbul En’ler şehri” En zengini de var, en fakiri de var. En cahili de var, en okumuşu da var. En kültürlüsü de var, en toplumla kaynaşamamış insanları da var. En dürüstler, en namuslular da var. Öte yandan olumsuz yaşantılar içerisinde olan insanlar da var, bütün bunların bulunduğu bir ortamda emniyet ve asayiş çok önem arz ediyor. İstanbul benzer nüfusunu yaşadığı metropollere kıyasla, yine huzurlu kentler arasındadır.

İstanbul En’ler şehri. En zengini de var, en fakiri de var. En cahili de var. En okumuşu da var, en kültürlüsü de var. En toplumla kaynaşamamış insanları da var. En dürüstler, en namuslular da var, bütün bunların bulunduğu bir ortamda emniyet ve asayiş çok önem arz ediyor” 

Polis sayısı da onlara nazaran daha azdır. İlk geldiğimde bana kapkaçla ilgili soruların yöneltildiğini gördüm. Kapkaçla ilgili ne yapacaksınız. Hırsızlık oto hırsızlığı evden işlenen hırsızlıklar vardı. Ve tabiî ki biz bunların tek tek çözmenin mümkün olmadığını artık olaya bir kurumsal bakış getirmenin ve daha köklü, kalıcı tedbirler getirmenin gerekli olduğunu gördük İstanbul’da bilgi teknolojisinin gerektirdiği imkânların derhal İstanbul’da kullanılması gerektiğine karar verdik. Yani her yerde polisin gözü ve kulağı olabilecek bilgi teknolojisinin imkânlarından faydalanabilecek bir sistemin kurulması gerekiyordu ve o zaman bir çalışma başlattık şimdi geldiğimiz nokta Mobese’dir. Şu anda Türkiye’nin her yerine Mobese sisteminin kurulması hükümetin politikası haline gelmiştir. Emniyette bilgi teknolojisinin bütün olanaklarını kullanmak önemlidir. Mobese sistemini büyük bir cesaretle başlattık. Özel idare bütçesinden, hem hükümetimizin desteğiyle, hem odalarımızın küçük destekleriyle kaynak yarattık. Zaman içinde bunun geliştiğini gördük şu anda İstanbul Mobese sistemi sayesinde Türkiye’ye örnek bir proje uygulamıştır ve Mobese sadece kamera sistemi değildir. Mobil elektronik sistem entegrasyonu birden fazla sistemin entegre edildiği bir üst sistemdir. Bölge görüntüleme sistemi bunun bir bölümüdür. Polisimizin imkân ve kabiliyetlerini bilgi çağının gerektirdiği imkânlarla donatmaya çalışıyoruz, artık araçlarımızın GPS sistemiyle nerde olduklarını harita üzerinden görebiliyoruz, yönlendirebiliyoruz, acil durumlarda hemen olaya intikal ediyoruz. Şehrin her yerini görebilecek sistem oluşturuyoruz mobil karakol dediğimiz ekiplerimizle hemen olayın bulunduğu yerden insanlarımızı karakola getirmeden oradaki işlemleri yapabiliyoruz. Büyükşehir Belediyemizin EDS sistemiyle, plaka algılama sistemimizle trafiği gözlüyoruz. İstanbul buna öncülük etti, bizde bunu yapmanın gurur ve mutluluğu içindeyiz daha da geliştireceğiz. Şimdi çok modern bir komuta merkezimiz var. İstanbul’da kamera sayısının arttırılması bunun desteklenmesi lazım. Bu dönemde özel güvenliğinde mevzuatımızın yer alması emniyet ve asayişin sağlanmasında önemli bir katkı sağlamıştır. Bu dönem terörle mücadelede doruk noktaya çıkıldığı bir dönemi ifade etmiştir. Çünkü bütün terör örgütlerinin gözü İstanbul’dadır. Bütün terör olayları aydınlatılmış, terör örgütlerine fırsat verilmemiştir. Narkotikte büyük başarılar elde edilmiştir. İstanbul polisi, uyuşturucu kaçakçılığında son yılların en büyük yakalama oranlarına ulaşmış ve dünyanın takdirini kazanmıştır. Neredeyse Avrupa’daki bütün yakalama oranlarından yüksek bir noktaya gelinmiştir. Arkadaşlarımın bu konuda çok büyük bir emekleri vardır. Bu mücadele ısrarla sürdürülecektir. İstanbul’daki huzur Türkiye’nin huzuru bakımından da son derece önemlidir. İstanbul aksırırsa Türkiye hasta olur. Gözümüz kulağımız İstanbul’da. Çünkü güvenlik İstanbul’un turizm potansiyelini de etkileyecek bir konumdadır.

-Mardin’li olmanın ve Mardin kültürünün sizde nasıl bir yeri var?

1949 yılının 21 Martında Mardin’de PTT memuru Mahmut Muhtar Güler’in ikinci oğlu olarak dünyaya gelmişim. Tabi bunu söylerken bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Meslek hayatımın her döneminde, valilikten başlayarak ve özelliklede İstanbul Valisi olduktan sonra karşılaştığım birçok kişiye ve gruplara veya gençlere, Türkiye’nin neresinden gelirse gelsin vilayete gelen insanlara hep şunu anlatmaya çalıştım. “Ben sekiz çocuklu PTT memuru Mahmut Muhtar Güler’in oğluyum. Mardin’liyim. Yani güneydoğuluyum, ama bu gün İstanbul Valisiyim. Bu, Cumhuriyetin gücünü ve vatandaşlarına tanıdığı imkân ve fırsat eşitliğini göstermesi bakımından son derece çarpıcı bir örnektir.” Benim içinde çok önemlidir. Evet, bir mütevazı PTT memurunun sekiz çocuğundan biri bu gün İstanbul Valiliği makamında oturabiliyorsa; bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin büyüklüğünü ve vatandaşlarına tanıdığı imkân ve fırsat eşitliğini gösterir. Herkesin yolu açıktır. Herkes çalışmasıyla gücüyle kararlılığıyla her yere gelebilir. Bu bizim Cumhuriyetimizin en büyük özelliğidir. Biz böylesine büyük bir devlete hizmet etmenin gururunu her zaman duymalı ve mutluluğu yaşamalıyız.

-Göreviniz sırasında sizi en mutlu eden şeyler neler oldu?

Türkiye’de 2003 yılına kadar 11 yıl süreyle üçü büyük şehir olmak üzere 4 ilde valilik yapmıştım. Tabi Samsun Valiliği görevini yürütürken de bir kararnamenin hazırlıkta olduğunu biliyordum hükümet değişikliğinden sonra. Ben hükümet kaynaklarından artık üç büyük şehirden birine atanabileceğim konusunda işaret almıştım doğrusu da bekliyordum. Çünkü daha önce Gaziantep Valiliği’nden üç kez Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atanamam gündeme geldi, bir kez de İzmir Valiliği’ne atanmam söz konusu oldu. Ben İzmir Valiliği’nin veya Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bana verileceğini tahmin etmiştim, İstanbul Valiliği gibi bir beklentim yoktu ama İstanbul Valiliği görevine atanmış olduğumu büyük bir heyecanla öğrendim. Elbette benim için son derece büyük bir sevinç ailem ve tüm yakın çevrem için. Tabi ki İstanbul Valiliği bu meslekte gelinebilecek en önemli noktalardan bir tanesi. Mesleğin doruğu. Bir de İstanbul olarak önemi vardır. Elbette tüm kentlerin ayrı ayrı önemi vardır, valilerin birbirinden farkı yoktur. Ama tabiî ki İstanbul da görev yapmakta ayrı bir onurdur. İnsanın meslek hayatında unutamayacağı ayrı bir makamdır.

-Bir çok yöneticinin aksine aileniz oldukça geri planda. Neden?

Yoğun bir hizmet döneminde ve üstlerim üzerinde son derece olumlu izler bırakan ve görüşlerine itibar edilen bir personel olmuşumdur. Her zaman her dönemde fedakârlıklarda bulundum. Hiç özel işimi, evimin işini, çocuklarımın işini mesleğimin önüne almadım. Zaten o fedakârlıklar beni bir yere getirdi.