http://www.kapadokyayazilim.com

UFUK TURU: BAHREYN

Petrolü çok, demokrasisi yok ülke

Bahreyn... 

 

400 yüz yıl Osmanlıların hâkimiyetinde kalmış bu topraklar. İttihatçıların darmadağın ettiği Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’nda mağlup olmasının üzerine Anadolu çocukları bu topraklardan çekilmek zorunda kalmış. Eğlencenin, zevki sefanın ve miskinliğinin binbir çeşidini bulacağınız bu topraklar, içten içe de kaynıyor. 

Harun Çelik Sağlık Bakanlığı Basın Müşaviri 

Dünya kamuoyunun, Amerika’nın muhtemel Irak operasyonuna kilitlendiği günlerde gitmiştim ilk kez Bahreyn’e. Irak halkı ile aynı milletin ve dinin mensubu olan Bahreyn’de, savaşın estirdiği soğuk rüzgârların, küçücük bir esintiye bile sebep olmadığını görünce şaşırmıştım. Sadece Bahreyn değil, diğer küçük ama alabildiğine zengin körfez ülkeleri de sanki olaylara dünyanın öbür ucundaymışçasına uzak ve duyarsızdılar. Savaş aleyhtarı pankart ve sloganlarla dolu İstanbul sokaklarından, körfezin sıcak ve refah dolu bu küçük Arap ülkesine gitmiş, Başkent Manama’nın geniş ve görkemli caddelerinde küçük bir kıpırtı bile görmeyince şaşırmıştım. Lüks otomobilleriyle turlayan, öğle uykusundan yeni uyanmışlığın mahmurluğunu atmak için eğlence ve alış veriş merkezlerine koşuşturan bir topluluk çıkmıştı karşıma. Halkın yüzünde savaşa dair bir çizgi yakalayabilmek ne mümkündü. Temas kurma imkânı bulduğum gençlerin ise Amerika karşıtı her dik duruşa hayranlık gösterdiklerini gözlemledim. Varlık içinde yüzen, yüzmek ne kelime adeta varlık içinde boğulan bu gençler, maddi tatminler dışında başka arayışlar içerisindeydiler. Onurlu bir duruş ve ciddiye alınmak belki de en büyük istekleriydi. Batıya karşı dik durmak isteyen bu gençler, saltanat ailesi, onlardan beslenen elit tabaka ve ensesi kalınlar tarafından Don Kişotluk yapmakla suçlanıyorlar.

Buralar Avrupa ülkelerinden daha rahat.

Bu ilk ziyaretim yazımın başında da ifade ettiğim gibi savaşın gölgesinde gerçekleşmişti. İlginç olan şuydu, savaş daha başlamadan Türkiye’nin ekonomisi rüzgâr yemiş ağaç yaprağı gibi titremeye başlarken, Bahreyn, Abu Dabi ve Dubai otelleri ağzına kadar yabancılar ile doluydu ve turistler eğlencenin dibini buluyorlardı. Pakistan caddelerinde tedirginlik içinde yürüyen batılıların aksine, Bahreyn’de turistler alabildiğine rahattılar. Turistler o kadar rahatlar ki alkolü fazla kaçırdığı belli olan bir İngiliz genç kız, erkek arkadaşını sırtına alarak bulunduğu otelden caddeye çıkıp çığlıklar atarak caddede yürüyordu. Onlar burada, diğerleri Bağdat ve Kabil’de ellerinde silahlar ile bu çığlıkları atıyorlardı. Neyse diyelim ve gezintimize devam edelim. Caddeler, oteller ve alış veriş merkezleri, eğlenen ve güneşin tadını çıkaran batılı turistlerle dolu bir ülke Bahreyn. Buralar turistler için nerde ise Avrupa ülkelerinden bile daha rahat. Canınız ne isterse yapabilirsiniz Manama’da. Hatta Avrupa ülkelerinde hukuk tarafından kuşatılacağınız konularda, burda ikili ilişkiler ile her kapıyı açabilirsiniz. Bahreyn’i bir köprü ile bağlandığı Suudi Arabistan ile kıyaslayacak olursanız dağlar kadar fark görürsünüz. Arabistan’da kadınların araba kullanması bile yasakken Manama’da genç Arap kızların dev jipler ile camilere yatsı namazına gelirken görürsünüz. Halk içinde özgürlük, demokrasi, eşit oy hakkı ve benzeri şey istemediği müddetçe de herşey serbesttir. Turistlere sunulan hizmetleri saymama gerek yok sanırım. Hizmette sınır yok, kısıtlama yok.

Petrol veriyorsan demokrasiye gerek yok…

Derken aradan geçen zaman içerisinde beş kez daha ziyaret ettim bu küçük ve şirin ülkeyi. Neler mi gördüm? Birlikte gezinelim isterseniz Bahreyn’de. Öncelikle şu Ortadoğu’ya demokrasi götürme konusuna takıldı biraz aklım. Irak’ta, İran’da, Suriye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde, “demokrasi için gerekirse savaşırım’’ diyen Amerika, Bahreyn ve diğer körfez ülkelerinin, emirler, sultanlar ya da krallar tarafından yönetiliyor olmasını hiç de sorun ediyor gibi gözükmedi bana. Amerikan menfaatlerinin güvencede olması şartıyla, hangi ülkenin ne tür bir rejimle yönetildiği pek de önemli değil aslında. Bahreyn’de bir aile tarafından saltanat ile yönetiliyor. Süslü püslü ve oldukça gösterişli elbiseler giymiş bir sürü adamın resimlerini görüyorsunuz gittiğiniz her yerde. Bunlar kralın kendisi, babası, dedesi ve diğer akrabaları. Demokrasinin “D’si” bile yok ama insanın bu kadar Petrolu olunca ve bu petrol gelirlerini Amerika ile bu kadar cömert bir şekilde paylaşınca ortada hiçbir sorun kalmıyor. Sultanlar ve emirler “Boynumu bükerim, kaderime küserim, Amerika’yı çok severim” deseler de gençlerin içerisinde büyük bir çoğunluk farklı düşünüyor. Gençler onur ve özgürlük istiyorlar. Lakin eğlence, uyuşturucu, şatafat ve buğulu güzellerin bakışları ile uyuşup kalmış önemli bir kesim de var. Öylesine büyük bir varlık içerisinde yaşıyorlar ki, insanların bakışlarında bile dönme dolaptan inmiş ve başı dönen insanın mahmurluğunu görebiliyorsunuz.

Arap ülkesinde Arap yok.

Bahreyn’de, cadde ve sokaklarda Amerikalı görürsünüz, Alman görürsünüz, Pakistanlı ve Afganistanlı görürsünüz hem de istemediğiniz kadar. Lakin gelin görün ki, bu Arap ülkesinde en az göreceğiniz şey Araplardır. Başkent Manama zaten ağzına kadar batılı turistler ile dolu. Transit yolculuğun önemli geçiş noktalarından biri olması ise işin cabası. Bunun haricinde Pakistan, Hindistan, Afganistan , Filipinler başta olmak üzere Güney Asya ülkelerinin vatandaşları en çok karşılaşacağınız insanlardır. Hizmet sektöründe çalışan bir Arap görmek, çölde su görmek gibi nadir rastlanan bir şeydir. Sokaklar Hint Kıtası’na ait ülkelerden gelenler ile dolu. Burada Arapça bilmeseniz de olur. Urduca biliyorsanız sorun yok, her işinizi görebilirsiniz. Araplar sanki bir iş yapmışda yorulmuşlar gibi, büyük villalarında dinlenedursunlar, Pakistanlılar ve Afganlar nasılsa çalışıyorlar. Bayan çalışanlarda ise tercihler Filipinliler, Malezyalılar ve Endonezyalılardan yana kullanılmış. Bir Arap ülkesinde olduğunuza inanamayacak kadar albenili tablolar ile karşılaşırsınız her an.

İnanamıyorum, bana kırmızı yanıyor ama arabalar yol veriyor.

Tahran’da araçlara kırmızı, siz yayalara yeşil ışık yanarken bile sakın yola atmayın kendinizi. Ezilmeniz an meselesidir ve size yeşil ışık yanması hiç bir anlam ifade etmemektedir . Karaçi,Yeni Delhi yada Şam hepsind e karşılaşacağınız durum aynıdır . Başkentimiz Ankara’da bile durum böyledir. Cebeci’de karşıdan karşıya geçerken, çoğu zaman yanınızdaki insanın kolundan tutunmak ihtiyacı hissedersiniz. Tüm bu İslam ülkelerine inat, Bahreyn’de karşılaştığım tablo karşısında gözlerime inanamadım. Bana kırmızı ışık yanıyordu. Ama o da, kendisine yeşil ışık yandığı halde arabalar duruyor ve bana yol veriyordu. Yok canım, bu şaka falan olmalıydı. Doğu ülkelerinde böyle birşey olması olası şey değildi. Hani insan, soğuk suya atlamadan önce,şöyle ayağını uzatır parmak ucuyla suyun ısısını kontrol eder ya. İşte o misal, ayağımı yola doğru hafifçe uzattım. Ama arabanın içindeki sürücü hala bana eliyle geç işareti yapıyordu. Ve geçtim. İnanılacak şey değildi doğrusu. Daha sonraki ziyaretlerimde daha rahattım artık. Elimi kolumu sallayarak , arabaların bana yol vereceğine olan mutlak inanç ile geçiyordum karşıdan karşıya . Sonra bu durumu konuştuğum ve bölgeyi çok iyi bilen arkadaşlarım şunu söylediler: “ Bahreyn’de ve diğer körfez ülkelerinde halk birşeyi çok iyi farketti. Bir gün petrol bitebilir ve işte o gün biz öyle orta yerde şaşa kalırız. O yüzden turistlere ve yabancı işadamlarına çok kibar davranılıyor. Petrole bağımlı olmaktan kurtulmaya çalışıyorlar. Ticareti geliştirmek, buraları yatırım ve teknoloji merkezi yapmak için çok uğraştılar ve bunda da başarılı oldular. Turizm konusu üzerinde en çok durdukları konu ve turist gelirleri ülkenin çok önemli girdileri arasında.

Buralarda elini sallasan krala değiyor.

Bahreyn iki ada manasına gelen bir kelime. Bahreyn’in yerli halkı yani Arapların büyük çoğunluğu Şii Müslümanlar ama yerliler arasında Farslılar da var. İran’ın etkisi haliyle buralarda hissediliyor. İran ve Bahreyn’in devlet olarak ilişkilerinin çok iyi olduğu söylenemez. Bahreyn krallık ile yönetilen bir ülke. Gerçi burada kral, sultan, emir hepsi aynı kapıya çıkıyor. Bahreyn 1971 İngiliz işgalcilerin bölgeden çekilmesi ile kurulmuş bir ülke. İngilizlerden önce tam 400 yüz yıl Osmanlıların hâkimiyetinde kalmış bu topraklar. İttihatçıların darmadağın ettiği Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’nda mağlup olmasının üzerine Anadolu çocukları bu topraklardan çekilmek zorunda kalmış. Eğlencenin, zevki sefanın ve miskinliğinin binbir çeşidini bulacağınız bu topraklar, içten içe de kaynıyor. İslami hassasiyet taşıyan gruplar toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapıyorlar. Bu insanlara nefes aldırılmadığı ve sultan ailelerin en büyük korkusunun da bu muhalif kesim olduğu herkesin malumu. Altını özellikle çizmek istediğim bir nokta da, kafalardaki Arap imajı. Petrol zengini, miskin, göbekli, entarili ve göbeğini kaşıyarak nargile içen Arap tiplemesine yakın görüntüler ile karşılaşacağınız yerler buralardır. Lakin bu kesim, dindaşımız, kültürdaşımız ve medeniyettaşımız olan büyük Arap ailesinin küçük bir kısmını oluşturuyor.Yüzmilyonlar ile ifade edilen Arap Müslümanları içeresinde, körfezin bu nazlı ülkeleri denizde derya kabilinden. Aslında buralara dair yazacak şey çok lakin bir gezi yazısında bu kadar ile yetinmek gerekiyor sanırım. Son olarak bir kaç cümle daha ekleyecek olursam, Bahreyn ve diğer emirlikler rüzgâr geçirmeyen birer fanus gibi. Bu fanusta açılacak en küçük bir çatlağın bu sakin limanları fırtınalı bir denize dönüştürme ihtimali herkesin korkulu rüyası.