http://www.kapadokyayazilim.com

RÖPORTAJ: ERHAN GÜLERYÜZ

‘‘Yaptığımız; yaşam kalitelerinin eşit paylaşılmadığı dünyada söyleyecek sözler bulmaktan ibaret”

 

röportaj Güler Ölçüm fotoğrafCengiz Akyıldız 

Kalbinden mısralarına, oradan da gitarının tellerine uzanan yol Türk popüler müziğine bir çok eser kazandırdı. Ayna gurubunun kurucularından ve solisti Erhan Güleryüz için şiir ve edebiyat çok önemli. Aranjörlük yanı mı daha ağır basıyor yoksa söz yazarlığımı sorusuna gurup arkadaşı Can Güney şöyle cevaplıyor. “Gördüğüm çok önemli bir söz yazarıdır o. Aranjörlük yanını da beğeniyorum ama söz yazarlığı benim için daha özel. Çünkü yaşadıklarını hem şiir hem şarkı sözü olarak çok güzel ifade ediyor.” Şiirlerinde yakaladığı hikâyeler notalarda hayat buluyor. Eserlerinin çok sevilmesinin önemli nedenlerinden biri de sokağın dilini çok iyi kullanması. Güleryüz Dünya Radyoda yaptığı programla Radyo Yayıncıları Derneği RAYAD’ın 5. sini düzenlediği Radyonun Yıldızları Yarışmasında Özgün Radyo Programı Dalında Radyo Yıldızı ödülünü aldı. Ömrünün büyük bölümünün geçtiği Beyoğlunda, İstiklâl caddesinin bitimine yakın bir kafede misafiri olduk. O meşhur siyah gözlükleri olmadan tanımakta zorlandık.

Söz yazarlığımı yoksa aranjörlük mü sizin için daha cazip ya da özel?

Bir şarkı yapmak için anlatacak bir şeyinizin olması lazım. Anlatacağınız şeyi nasıl anlatacağınızın pek bir önemi yok aslında. Müzikte de yüzlerce anlatım yolu var. Türler var, enstrümanlar var. Ama öykü yoksa hikaye yoksa anlamı yok. Dolayısıyla benim için sanırım ilk başta söz önemli. Şiir önemli, hikaye önemli. Bundan sonrası anlatacağınız bir şey oluyor zaten. Gerek bir enstrüman gerek sesinizle anlatabiliyorsunuz. ..sanırım şiir yazmak daha önemli.

Şarkı sözleri ve şiirlerinizde acı ile mi mesaj veriyorsunuz?

Acı ile mesaj vermiyoruz. Tüm sanat dallarında bir gerçek vardır. Ve insan kalabalığa çevresine neyi göstermek de rahattır, neyi anlatmak da rahat, neyi daha çok anlatmak ister? İnsanın sanırım daha doğduğu andan itibaren ilk yaptığı şey kendini ifade etmek. Doğduğunda kahkaha atan bir çocuk olmaz biliyorsunuz, çünkü uyum sağlamak zorunda. Uyum sağlamaya çalışırken çocuk ağlar. Sanat da hemen hemen aynı basitlik ve kolaylık üzerine kurulu. Bir acınız varsa bir çözümsüzlüğünüz varsa onu ifade ediyorsunuz çözmek için. Mutlu insanın ifade edecek bir şeyi yoktur bence. Mutlu insan sadece güler oynar. Ya da o an içerisinde bulunduğu ortamda paylaşabilir. Mutluluğun resmini çizmek imkansızdır derler. Mutluluğun hakikaten müziğini yapmakta zordur. Acı çok daha kolay ifade edilebilen bir duygudur. Bütün sanat dallarında da çıkış noktası acıdır; hüzündür.

Piyasadaki eserlerin çoğu kısa bir zaman sonra silinip gidiyor. Sizin eserleriniz ise kalıcı ve daha uzun ömürlü. Bunu neye bağlayabiliriz?

Teşekkür ederim, bunun bir şans olduğunu düşünüyorum. Temelde hangi işi hangi mesleği yapıyor olursanız olun hatta yaptığınız işteki katma değeriniz ya da ürünlerin kalitesinde tartışmak suretiyle sizin samimiyetiniz de önemli. Başlangıç noktası samimiyet olunca çok kötü bir şey bile yapmış olsanız bile o samimiyetten dolayı bile olsa o kalıyor. Eserlerin tutması ve kalıcığında önemli bir unsur da sokağın dilini iyi bilebilmek. Sokaktaki insanın sövmesinden, günlük konuşma dilinden, duygularından haberdar olmanız gerekiyor.

Şiir yazmak edebiyatla uğraşmak müzikle doğrudan ilgili olmasa da…

Tabi okumayan bir insan kendi yazdığını ilk yazılmış zanneder. Yani bir yazıyorsanız aslında bin okumuş olmanız lazım. Böyle standartlar vardır. Yani bir şiir yazmak istiyorsanız dünya klasiklerinden işte diyelim ki 7000 tane kitabı bitirmiş olmalısınız gibi bir cümle vardır ki bence doğrudur. Dünya edebiyatını ve kendi edebiyatımızı tabi ki… Bizim dilimiz çok mükemmel bir dil. Kendi edebiyatınızı bilmiyorsanız yazdığınız her şeyi ilk defa yazılmış gibi adledebilirsiniz. O zamanda tabiî ki eksik olur anlatacağınız şey. Temeli de güçsüz olur. Tabi ki 5 yıl sonra başka birinden okuyup da gülümseyeceğiniz birazcık da utanacağınız bir şeyi ben yaptım demek istemiyorsanız eğer çok okumalısınız.

Bizim Türkçemizin müziğe uyumu zayıf mı ki birçok sanatçımız Eurovisionlar da İngilizce söylemeyi tercih ediyorlar…

Şu anda teknolojinin dili İngilizce ama Amerika’ya gittiğinizde de çok süratle gelişen dilin İspanyolca olduğunu görüyorsunuz. Ülkemiz çoğu zaman kültür emperyalizminin etkisi altında kalmış. Neye göre kalmış? Bence bilim kimin elindeyse o dile yönelmiştir. İngilizce Türkçe’nin yanında birçok dil bilimci de söyleyecektir zayıf kalan bir dildir. Ama son 150- 200 yıldır var olan ilim-teknolojik üstünlük tabi ki bizi o dile yönlendirdi. Yani 200 yıl evvelde Fransızca çok önemliydi bizim için. Türkçe tarihinde Arapça-Farsça bütün dillerden hep bir etkilenmemiz olmuştur. İlim nerdeyse o tarafa bakmışız hep. Ama Türk dili şu anda var olan 3- 4 tane temel dilden bir tanesi. Hem fiil yapısı hem kelime sayısı yaklaşık 80 000’e yakın kelime hazinesi barındırıyor. Çok güçlü bir dil. Şu an dünyada Türkçe konuşulan 250 milyonun üzerinde insan var.

Eserlerin tutması ve kalıcığında önemli bir unsur da sokağın dilini iyi bilebilmek. Sokaktaki insanın sövmesinden, günlük konuşma dilinden, duygularından haberdar olmanız gerekiyor. 

Kanuni platformda telif hakları tedbirlerinin alındığına inanıyor musunuz? Ve bir nevi korsan hırsızlığının önüne nasıl geçilebileceğini düşünüyorsunuz?

Dünyada olduğu gibi Türkiye de de çok büyük haksızlıklar ve haksız kazançlar var. Günü kurtarma çabası yapılmış toplumsal hırsızlıklar var. Bu ülkede insanlardan küçük kurnazlılarla milyarlarca dolar çalınıyor. Ben bir müzisyen olarak para kazanmak amaçlı tek bir harf yazmış değilim. İktisat mezunuyum, mesleğimi yaparken müzisyenliğe geçtim. Yaptığımız bestelerin, şarkıların milyonlar sattığı dönemlerde biz o milyonların milyonda birini bile gözetmemiştik ve dolayısıyla kazanmamıştık, ben şarkı söylemeden öncede besteci ve müzik direktörü olarak çalıştım. Aradan geçen bunca yıl içerisinde tabi ki bir performans müzisyeni olduğumdan konserlerde o albümden kazanamadığımız gelirlerin bir kısmını konserler yoluyla kazanabildik. Ama artık günümüzde konserlerin de önü kapanmış durumda.

Biraz da “Popüler Kültür” olayına değinsek. Bizim çocukluğumuzda Ses Mecmuası yarışmalar açardı. Şimdi kanallar çoğaldı, hepsi yarışma düzenliyor ayrı ayrı dallarda. İnsanlar meşhur olup, istikballerini garanti altına alma adına günler evvelinden kuyruklara giriyorlar. Bu bir sömürü değil mi?

Yüzyıllar evvel arenalarda insanları arslanlara parçalatma duygularını hala gideremediler. İnsanlar savaşı, kaybedişi görmeyi seviyorlar. O yüzden bütün dizilerde tabancalar patlıyor, o yüzden ölümler var, güçlü güçsüzü parçalıyor. O yarışmalarda da düpedüz arslanlara küçücük çocukları parçalattırıyorlar. 18 yaşında daha eğitimini tamamlayamamış bir çocuğu ekrana koyuyorsunuz, o çocuk tabiî ki 6 ay sonra otel odasında eroin golden şhot yapıp ölüyor. Bu toplum olarak “Aman Allahım” diyeceğimiz bir hastalık. Özel kanalların Türkiye’de oturabilmesi için zamana ihtiyaç var.