http://www.kapadokyayazilim.com

RÖPORTAJ SERAP YAZICI

‘‘Kısmî anayasa değişiklikleri sorunlarımıza çözüm üretemez’’

 

‘‘Türkiye’nin gerçek bir hukuk devleti olduğundan söz etmek mümkün değildir. İnsan haklarının ve demokrasinin evrensel standartlarına uygun, çoğulcu demokrasinin güvence altına alındığı, hukukun üstünlüğüne dayanan bir anayasa düzeninin kurulması ancak, demokratik ve özgürlükçü bir zihniyetle hazırlanan yeni bir anayasayla mümkün olur.’’ 

röportaj Güler Ölçüm fotoğraf İsa Şimsek 

Türkiye darbe ertesi anayasalardan sonra ilk kez olağanüstü bir süreç yaşamadan herşeyi ile kendisinin olabilecek bir anayasaya sahip olmanın heyecanı içinde. Sivil toplum kuruluşları, işveren, çalışanlar, kadınlar hatta hatta çocuklar bile kendilerini bulabilecekleri bir anayasayı bekliyor. Biz de herkesin bir türlü kendi aradığı cevaplarını içinde bulabileceği bir ropörtaj için sivil anayasa taslağını hazırlayan ekibin içinde yer alan Anayasa hukukçusu Doç. Dr. Serap Yazıcı ile söyleşide bulunduk.

82 Anayasasında yapılacak düzeltmeler mi, yoksa yeni bir anayasa mı? Sizce 1982 den bu güne toplumdaki gelişmelere ve sorunlara hangisi karşılık verir. 82 Anayasasına yapılacak yamalar sorunlara neden çözüm olamaz?

Her anayasa, yapımı sürecine hakim olan siyasal koşullardan ve anayasanın yapımı sürecinde etkili olan aktörlerden kaynaklanan bir zihniyete sahiptir. 1982 Anayasası, 12 Eylül askeri müdahalesinin olağanüstü şartlarında, bu müdahaleyi gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu Konseyin atadığı Danışma Meclisi tarafından hazırlanmıştır. Bu nedenle Anayasa, askeri yöneticilerin zihniyetini yansıtan bir içeriğe sahiptir. Müdahale liderlerine göre Türkiye’yi 12 Eylül sürecine sürükleyen asıl faktör 1970’ler boyunca hızla tırmanan terör ve şiddet olaylarıdır. Terörün yaygınlaşması ise, 1961 Anayasasının özgürlükçü ve demokratik içeriğinden kaynaklanmaktadır. Aynı derecede önemli olan diğer faktör ise, Türkiye’nin gene 1970’ler boyunca büyüyen iktisadi ve siyasi sorunlarına çözüm üretmeyi başaramayan siyasal kadrolar ve seçilmiş organlardır. Bu nedenle Türkiye’nin bir kez daha benzer problemlerle karşılaşmamasını sağlayacak yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Bu bakış açısı, 1982 Anayasasının felsefi temelini hazırlamıştır. Böylece 1982 Anayasası, özgürlükçü değil, yasakçı, demokratik değil otoriter bir zihniyetle hazırlanmıştır. Öte yandan Anayasa, seçilmiş organlara duyulan güvensizlik nedeniyle, bu organlar üzerinde denetim yapacak vesayet kurumlarına yer vermiştir. Bu kurumlar ise, Türkiye’de temsili demokrasinin gelişimini engellemiştir. 1982 Anayasası yürürlüğe girdiği tarihten bu yana pek çok değişiklik geçirmiştir. Bu değişiklikler özgürlük alanlarını kısmen genişleterek demokratikleşmeye bir ölçüde katkı sağlamışsa da, Türkiye’de insan haklarının ve demokrasinin evrensel standartlarına uygun bir anayasa düzeninin kurulmasını sağlayamamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi alanında karşı karşıya kaldığı problemlerin kısmi değişiklikler yoluyla çözülmesi mümkün görünmemektedir. Bundan daha da önemlisi bugüne kadar yapılan değişiklikler Anayasaya hakim olan vesayet zihniyetini ortadan kaldırmamıştır. Bu ise, temsili demokrasinin gelişimini engelleyen en önemli faktördür. Öte yandan 1982 Anayasası 2. maddesinde hukuk devleti ilkesine yer verdiği halde, çeşitli hükümleriyle bu ilkenin güvencelerini zayıflatmıştır. Hukuk devletinin temel hedefi, devletin üç temel organının hukuka uygun davrandığı, böylece vatandaşların kendilerini devlet otoritesi karşısında güvende hissettikleri bir sistemi yaratmaktır. Bu ise, yasama ve yürütme işlemleriyle, tüm idari işlemlerin bağımsız yargı kuruluşları tarafından, hukuka uygunluk yönünden denetlenmesini gerektirir. Oysa 1982 Anayasası 125. maddesinde, cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlerle, Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı hükmüne yer vermektedir. 159. madde ise, HSYK kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı hükmünü içermektedir. Nihayet 148. madde, olağanüstü yönetim usullerinde kabul edilen kanun hükmünde kararnamelerin yargı denetimini engelleyen bir düzenlemeye yer vermektedir. Bugüne kadar yapılan anayasa değişiklikleri, bu yargı bağışıklıklarını ilga etmemiştir. Bu yüzden, Türkiye’nin gerçek bir hukuk devleti olduğundan söz etmek mümkün değildir. İnsan haklarının ve demokrasinin evrensel standartlarına uygun, çoğulcu demokrasinin güvence altına alındığı, hukukun üstünlüğüne dayanan bir anayasa düzeninin kurulması ancak, demokratik ve özgürlükçü bir zihniyetle hazırlanan yeni bir anayasayla mümkün olabilecek gibi görünmektedir. Bütün bu gerekçelerle, Türkiye’de kısmi anayasa değişikliklerinin anayasal sorunlarımıza çözüm üretebileceği kanısında değilim.

Anayasa çalışmalarında komisyon olarak toplumun en önemli siyasal ve hukuki problemleri olarak nasıl bir tespitiniz oldu?

Pek çok anayasa hukukçusu gibi, bizler sivil anayasa taslağını hazırlayan üyeler olarak, Türkiye’nin özgürlükçü ve demokratik bir zihniyetle hazırlanan, hukuk devleti mekanizmalarını eksiksiz olarak içeren, demokratik temsil esaslarına dayanan bir anayasaya ihtiyacı olduğu düşüncesindeydik. Bu düşüncemizi, hazırladığımız taslağa yansıtmaya özen gösterdik. Türkiye’de bugüne kadar başka kurumlar tarafından hazırlanan çeşitli taslak çalışmalarında da benzer bir zihniyetin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Zaten biz de çalışmalarımızda daha önce hazırlanan diğer taslaklardan, demokratik devletlerin anayasalarından, AİHS ve AİHM kararlarından, AB Anayasa taslağından ve Türkiye’nin de taraf olduğu diğer uluslararası andlaşmalardan büyük ölçüde yararlandık.

Yeni anayasa devlet merkezli mi, birey merkezli mi olmalı?

Anayasacılığın temel amacı, devletin üstün otoritesini belirli kurallarla sınırlamak, kişilere bireysel veya topluca kullanabilecekleri geniş bir haklar listesi sunmak, bu hakları, hukuk devleti mekanizmalarıyla güvence altına almaktır. Bu yüzden, anayasacılık doğası gereği olarak birey odaklı bir harekettir. 1982 Anayasasının temel özelliklerinden biri, anayasacılık kavramının gerektirdiğinin aksine, devleti bireyler karşısında koruyacak bir zihniyetle hazırlanmış olmasıdır. Bu yüzden 1982 Anayasası, devlet odaklı bir anayasadır. Bugüne kadar yapılan değişiklikler, anayasanın bu özelliğini değiştirememiştir. Bu nedenle Türkiye’nin anayasacılığın gereği olarak, özgürlük düşüncesiyle hazırlanmış, devlet otoritesini etkin yöntemlerle sınırlayan yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır.

1961 ve 1982 Anayasaları tepki anayasası olarak adlandırılıyor. Yeni anayasa için nasıl bir tabir kullanabiliriz?

1961 ve 1982 Anayasalarının tepki anayasaları olarak tanımlanmaları, bu anayasaların kendilerinden önceki anayasa düzeninin aksine bir model yaratmalarından kaynaklanmıştır. Gerçekten Cumhuriyetin ilk anayasası olan 1924 Anayasası, çoğunlukçu bir anayasadır. Zaten bu anayasanın sonunu hazırlayan faktörlerden biri de, bu çoğunlukçuluk zihniyeti olmuştur. 1961 Anayasası, çoğulcu demokrasiyi hedefleyen bir Anayasadır. Bu hedef, Anayasanın pek çok hükmünde somutlaşmaktadır. Ne var ki 1961 Anayasasının yürürlüğü döneminde de çoğulcu demokrasinin evrensel tanımına uygun bir model yaratılamamıştır. 1982 Anayasası ise, 1961 Anayasasının özgürlükçü felsefesinin aksine, yasakçı ve otoriter bir zihniyetle hazırlanmıştır. Bugün ise, Türkiye’nin daha özgürlükçü, demokratik kurumların işleyişini garanti eden, demokratik temsil esasına ve hukukun üstünlüğüne dayanan, böylece, çoğulcu bir demokrasi düzenini teşvik eden yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğu, hiç değilse, demokrasiye inanan toplum kesimlerinin paylaştığı bir kanaattir. Bu ideal gerçekleştiği takdirde, hazırlanacak yeni anayasanın da 1982 Anayasasına tepki anayasası olduğu elbette söylenebilir.

Sizce, temel hak ve özgürlüklerin anayasalar da yer almasına yüz de yüz gerek var mı?

Daha önce de belirttiğim gibi, anayasaların temel fonksiyonu, devletin üç organının kuruluş ve işleyişini, karşılıklı ilişkilerini düzenleyen kurallara yer vererek, devlet otoritesinin hukukun sınırları içinde tezahür etmesini sağlamaktır. Anayasa metinlerinin diğer fonksiyonu ise, vatandaşlara geniş bir özgürlükler listesi sunmak ve bunları güvence altına alan mekanizmalara yer vermektir. Bu yüzden, özgürlüklere ilişkin düzenlemelere yer vermeyen bir hukuk metnini, anayasa olarak tanımlama olanağı yoktur.

Bizim başka ülkelerin anayasasını değil de, başkalarının bizi taklit ettiği bir anayasamız olamaz mı?

Bu soruya olumlu cevap verebilmeyi isterdim. Ancak şu an için bu ihtimalin gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Demokrasi ve özgürlük düşüncesi, uygarlık gelişiminin yarattığı doğal sonuçlardır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, daha da geriye gidersek, Tanzimat’tan bu yana, hukuk hareketlerimize Batılı devletlerin hukuk kurallarının hakim olması, Batı dünyasının uygarlaşmanın daha ileri evrelerinde olmalarıyla açıklanabilir. Gerçekten hukuk devleti, laiklik, kuvvetler ayrılığı, temsili demokrasi gibi kavramlarla, şu an tasavvur edebileceğimiz tüm özgürlük kategorileri, batı dünyasının tarihi ve siyasal şartları içinde, ancak büyük mücadelelerle ortaya çıkmış ilke ve kurallardır. Türkiye’de ise bu kavramlar, kendiliğinden değil, batının uygarlık düzeyine erişmeyi hedefleyen aydınların girişimiyle yürürlük bulmuştur. Şüphesiz, yıllar içinde bütün bu demokratik kurumlar ve kavramlar, toplumun belirli kesimlerince benimsenebilmiştir. Bugün de ulaşmayı hedeflediğimiz özgürlükçü ve demokratik anayasa düzeninin temel kuralları, demokratik dünyanın uygulamaları dikkate alınarak şekillenecektir. Batı alemine örnek oluşturacak bir anayasa düzenini oluşturabilmemiz için, öncelikle, demokrasi ve özgürlük düşüncesinde onların şu an sahip olduğu düzeyin ötesine geçecek bir gelişme evresi içinde olmamız gerekir.

Size göre, kadınların ve gençlerin tabiri caizse, kendilerini bulabilmelerini sağlayacak nasıl bir anayasa çalışması yapmak gerekiyor?

Bana göre insan hakları evrensel bir kavram. Sadece kadınlara, gençlere veya herhangi bir gruba odaklanan bir anayasa hazırlamayı, doğru bir yöntem gibi görmüyorum. İnsan haklarının evrensel standartlarına uygun bir anayasa yapmayı hedeflediğimizde o anayasada kadınlar için de, gençler için de özgür ve güvenilir bir dünyanın garantileri mevcut olacaktır. Tabi bu düşüncemin yanlış anlaşılmasını istemem. Elbette bir anayasada, kadınlar için, gençler için özel nitelikli hükümler olabilir. Ancak meseleye evrensel bir perspektifle baktığınızda, herkesin haklarının garanti edildiği bir sistemi oluşturabilirsiniz

Sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini alma konusunda komisyon olarak bir faaliyetiniz olacak mı?

Bu sorunuz toplumun önemli bir kesimine hakim olan yanlış bir izlenimden kaynaklanıyor. Bizler, sivil anayasa taslağını hazırlayan üyeler, sadece bir taslak çalışması yapmak üzere bir araya gelmiştik. Bu çalışmayı, Ağustos 2007 itibariyle tamamladık. Şu anda birlikte yürüttüğümüz herhangi bir çalışma yok. Hepimiz bireysel akademik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye’nin gündeminde herhangi bir anayasal problem yer aldıkça, gazete ve televizyonlar kanalıyla yahut bilimsel toplantılarda, bireysel olarak görüşlerimizi kamuoyuna açıklıyoruz. Sizlerin düşündüğü gibi, sürekli olarak birlikte yürüttüğümüz herhangi bir çalışma yok.